Ayın İNCİSİ  29 KASIM 2010

MUTLULUĞUN SIRRI    


Bir tüccar Mutluluğun Sırrı’nı öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Bilge, kocaman bir sarayda yaşıyormuş. Saray başka yerlerden gelen insanlarla da dolu olduğu için bilgeyle görüşebilmek çok zormuş. Sonunda delikanlı isteğini bilgeye anlatmış; bilge o anda Mutluluğun Sırrı’nı açıklayacak zamanı olmadığını, gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra gelmesini söylemiş. “Ancak” demiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. ’Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.’ Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. “Güzel”, demiş bilge, “yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşı’nın yapmak için çok çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel kitapları fark ettiniz mi?”  Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.  ’Öyleyse git, evimin harikalarını tanı,’ demiş ona bilge. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat eserlerine dikkat ediyormuş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış. ’Peki, sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?’ diye sormuş bilge. Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. Bunun üzerine bilge: “ Mutluluğun Sırrı dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı yani görevlerimizi unutmadan...”